Nevşehir’in Kaymaklı beldesinde bulunan Kaymaklı Yeraltı Şehri, Kapadokya’nın en dikkat çekici yeraltı yerleşimlerinden biridir. Tüf kayaların oyulmasıyla oluşturulan yapı, bugün sekiz katlı bir yeraltı şehri olarak biliniyor ve Kapadokya’nın yeraltındaki yaşam kültürünü gözler önüne seriyor.
Resmî kaynaklara göre Kaymaklı’nın tarihi MÖ 3000’lere kadar uzanıyor. Yeraltı şehrinin ilk katının erken dönemlere, bazı resmî kaynaklarda ise Hititler dönemine tarihlendirildiği belirtiliyor. Roma ve Bizans dönemlerinde ise yeni bölümlerin kayalara oyularak mevcut yerleşimin genişletildiği ifade ediliyor.
Yeraltı şehrinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, yalnızca barınma amacıyla kullanılan basit bir sığınak olmaması. İçeride dar ve uzun koridorlarla birbirine bağlanan odalar ve salonlar, mutfaklar, erzak depoları, şarap depoları, su mahzenleri, su kuyuları ve havalandırma bacaları bulunuyor. Ayrıca yapının içerisinde bir kilise de yer alıyor.
Koridorların bazı bölümlerinde bulunan büyük taş sürgüler ise yeraltı şehrinin savunma özelliklerinden birini oluşturuyor. Bu taşlar içeriden kapatılabiliyor ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı geçişleri kontrol etmek amacıyla kullanılıyordu.
Kaymaklı Yeraltı Şehri’nin tamamı bugün ziyaretçilere açık değil. Toplam sekiz katlı olan yapının dört katı ışıklandırılmış ve ziyarete açılmış durumda. Yeraltı şehri 1964 yılında ziyarete açıldı.
Kaymaklı, yalnızca Türkiye’nin değil, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Göreme Millî Parkı ve Kapadokya’nın Kayalık Alanları kapsamındaki önemli yeraltı yerleşimlerinden biridir. UNESCO, Kapadokya’daki yeraltı şehirlerinin geçmişte toplulukların özellikle saldırılara karşı korunmak amacıyla kullandıkları yerleşimler arasında olduğunu belirtiyor.
Bugün Kaymaklı’nın dar tünelleri, yeraltındaki odaları, havalandırma sistemi, su kaynakları ve savunma düzenekleri, yüzlerce hatta binlerce yıllık Kapadokya tarihinin yer altında nasıl şekillendiğini gösteriyor. Yeryüzünün altında katlar boyunca devam eden bu şehir, Kapadokya’nın yalnızca peri bacalarından ve kaya kiliselerinden ibaret olmadığını; bölgenin altında da son derece gelişmiş bir yaşam alanının bulunduğunu ortaya koyuyor.